Yolun bir gün Prag şehrine düşerse!

Yolun bir gün Prag şehrine düşerse!

Yokuşu tırmanıp şehre yüzümü döndüğümde kalbim çarpmıştı. Sebebi tırmanışım değil, gördüğüm manzaraydı.

Böyle lirik satırlarla yazıma devam etmek isterdim fakat araya girip, şehrin başka bir yüzünden bahsetmek istiyorum izninizle. Söz veriyorum; daha çok romantik satırlar yaşayacağız birlikte…

Avrupa’nın en güzel başkentlerinden biri… Adolf Hitler’in bile yakıp yıkmaya kıyamadığıdır “o”.

Prag, modern batının ve eski Demir Perde’nin bir sınırı; antik olduğu kadar Avrupalı, romantik olduğu kadar akıllı.

Milyonlarca ziyaretçisi olan bu şehrin en cazip yapısı, Vltava nehrinin sol kıyısında yükselen Prag Kalesi. Tamamlanması  altı asır süren bu yapı insanda iyiden iyiye bir merak uyandırıyor.

Dışı oldukça ürkütücü ve kasvetli olan yapının içi ise aydınlık ve ferah. Bu cümlenin bağlanacağı yer önemli, bir o kadar da ilginç.

Yapımına 1345’te başlanan kilise (Karşılaştırmalı tarihe bakarsak İstanbul’da Galata Kulesi’nin yapım dönemine denk geliyor) Prag krallarının mezarı olarak da kullanılmakta.

Kilisenin dışı korkutucu figürlerle süslenmiş. Şeytani görünümlü yaratıklar sayesinde ürkütücü ve karanlık bir hava yaratılmış. Bunun yanında, yarı aslan, yarı köpek şeklinde fantastik hayvanlar da var. En dış kapıda ise İsa’nın çarmıha gerilme anı… Peki bir dini yapıda neden bu ürkütücü çaba?

Kilisedeki bu atmosferin sebebi, halka “Kiliseden dışarı çıkmayın; bakın burası aydınlık ve güvenli; dışarısı ise karanlık. İsa’yı bile koruyamadım, sizi nasıl koruyayım” mesajı vermekmiş. Ah, zamanında ne zihniyetler varmış. Neyse bunlar derin mevzular, biz devam edelim.

Şehrin orijinal adı Praha… Gelip görene çağrıştırdıkları ise bohem, gotik, kasvet, tarih, nostalji, eğlence, masalsılık…

Biliyorum artık durmalıyım. Duygularım çok karıştı desem yeridir. Bu şehir her duyguyu bir arada yaşatabiliyor. Bu güzel bir şey sanırım. Evet evet,  eminim iyi oldu bence bu seyahat.

Şimdiden yokuşun sonundaki kahve molasını hakettiniz

Eğer kalede turunuzu tamamladıysanız artık yokuş aşağıya şehre doğru inmenin vakti gelmiştir. Şehir merkezine giderken hediyelik eşya dükkanlarıyla dolu büyüleyici dar sokaklardan geçeceksiniz. Buralardan tipik Prag hatıraları alabilirsiniz. Özellikle Bohemya kristalleri ve çeşitli  malzemeden yapılan cadılar. Küçük bebek cadılar Prag’ın sembolüdür ve her yıl 30 Nisan’da Çekler, ateşin etrafında toplanıp ilkbaharı, cadılar festivali düzenleyerek kutlarlar.

Charles Köprüsü’ne ulaşmadan önce, John Lennon Duvarı’na yolunuzu düşürebilirsiniz. Lennon ve onun şarkılarına adanan  grafitili duvar ziyaretçilerin imzalarıyla kaplı.

Eski şehre girmeye hazır mısın?

Eski şehre ve Charles Köprüsü’ne  ulaşmak için Vltava Nehri’ni geçmelisiniz. Charles Köprüsü, Prag için adeta bir kırılma noktası. 30 barok heykelin yanı sıra Çek Cumhuriyeti’nin koruyucu azizi olan Nepomuk’un heykeli var. Bu heykel köprüdeki en eski anıt ve Azizin, Vltava’ya atıldığı yerdeki ölümünün temsili.

Hayat devam ediyor ve bu kadar gezince karnımız da acıkıyor. Öğle yemeği için birçok restoran ve pub bulabilirsiniz. Çek mutfağının yanı sıra dünya mutfakları da seçenekler arasında. Tavsiyem odur ki; meydanlardan ziyade arka sokaklardaki restoran ve kafeleri seçin. Fiyat olarak epeyce fark edecektir.

Eski kent meydanında görülecek her şeyin yürüme mesafesinde ve birbirine yakın olması gezi sırasında işinizi kolaylaştırıyor. Meydandaki Astronomik saat gezinin olmazsa olmazlarından. Yine kent meydanının kuzeyindeki Parizka caddesi ünlü markalara ait  mağazaların sıra sıra dizildiği Yahudi mahallesine çıkıyor. İspanyol Sinagogu ve Yahudi Mezarlığı bu caddenin bitiminde yer alıyor.

Bitmedi, daha tepeye tırmanacağız

Prag’ın güzel mahallerinin tadını doyasıya çıkarın. Sokaklarda gezerken hangi ülkede olduğumu unuttuğum anlar yaşadım. Biraz Almanya, azıcık İtalya, biraz da Rusya serpilmişti sanki…

Ulusal Müze, Dekoratif Sanatlar Müzesi, Prag Kent Müzesi, Mucha Müzesi, Modern ve Çağdaş Sanat Müzesi, Kinsky Palace Galerisi gibi birçok ünlü galeri ve müzeyi gezebilirsiniz.  Süreli sergilerden biri belki de seyahatinize denk gelebilir, ne dersiniz?

Petrin Tepesi’ne kadar ister füniküleri kullanın, ister adım adım yukarı çıkın. Tepeye vardığınızda gül bahçesi ve parklarda dinlenebilirsiniz.

Prag’ın en büyük meydanlarından biri olan Wenceslas Meydanı halkla buluşmaların, gösterilerin ve kutlamaların geleneksel yeri. Yine meydanda Prag’ın meşhur sosisli sandviçlerini ve tarçınlı rulolarını deneyebilirsiniz.

Prag gece hayatı da bir o kadar hareketli. Gece eğlenmeyi sevenlere duyurulur.

Tam yol ileri: Karlovy Vary

Prag seyahatinizde bir gününüzü Karlovy Vary’e ayırmalısınız. Yaklaşık bir saat süren otobüs yolculuğundan sonra çeşitli spa tesisleri ve sıcak su kaynaklarının olduğu bu şirin kente ulaşabilirsiniz.

Şehir, Bekherovka adındaki bitkisel likörü, kristal ve seramik eşyalarıyla ünlü. Hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlardan kendinizi alamayacaksınız. Yalnız, almak istediğinize girdiğiniz ilk dükkanda  karar vermeyin. Aynı ürünü farklı farklı fiyatlarda bulabiliyorsunuz.

Peki, yokuş aşağıya kıvrıla kıvrıla hayranlıkla seyrederek girdiğiniz bu şehrin önemi başka nedir? Hemen ve zevkle anlatayım…

Atatürk, 1918 yılında böbrek rahatsızlığı nedeniyle şifa bulmak için Karlsbad’da kalır. Burada yaklaşık bir ay kadar tedavi görür. O dönemler, Karlsbad Avusturya/Maciristan İmparatorluğu sınırları içinde.  Türk kahvesini çok seven Mustafa Kemal kendisi için malzeme getirerek bizzat kahve yapımını göstermiş ve Atamız, kaldığı zaman içinde her gün nehir kenarında bulunan Cafe Elefant’da kahvesini yudumlamış.

Tabii bu şehir daha birçok tarihi isme ev sahipliği yapmış. Adolf Hitler, Mozart, Beethoven, Karl Marx, Sigmund Freud ve Tolstoy gibi… Yer yüzünde bir kentin başına daha güzel ne gelebilir ki… Ortamdan etkilenen Mozart, bir gecede iki beste birden yapmış. Ezcümle bu şehrin sanata ve tarihe katkıları çok büyük.

Yakın zamana gelecek olursak; James Bond serisinin 2006’daki Casino Royal’i   Karlovy Vary’de çekildi. Ancak Karadağ’da çekilmiş gibi gösterildi. Daha birçok film karesi canlanacak gözünüzde. Şehirde dolaşırken tanıdık yerlere rastlamak da mümkün; Grandhotel Pupp gibi.

Masal kasabalar kadar tarihin gerçekleri de var

Masal şehri Karlovy Vary’den sonra Prontotour seyahatimizin üçüncü gününde yeniden yollara koyulduk. Rotamız Trezin Nazi Kampı.

Prag’a yaklaşık bir saatlik mesafede. Burası, nazilerin savaş esirlerini ilk toplandıkları yer. Trezin’deki esirler başta Auschwitz olmak üzere Avrupa’daki  esir kamplarına yollandılar. Bu nedenle Trezin’de, Nazilerin diğer kamplarda gerçekleştirdikleri toplu katliamlar görülmemiş. Buradaki tüm ölümler İnsanlık dışı yaşama şartları sebebiyle olmuş.

Esir getirilenlerin çoğunluğu Yahudi olsa da hepsi bundan ibaret değildi. Çingeneler, eşcinseller, engelliler ve siyahiler de vardı. Kampa gelenler buraya ölmek için geldiklerini değil gözetimde korunduklarını düşünüyorlardı. Öyle söylenilmişti ve kampın kapısında o ünlü söz yer alıyordu: “Arbeit Macht Frei” yani “Çalışmak Özgürleştirir”.

Kampın içinde ikinci bir kamp daha mevcut. Denetime için gelen Kızılhaç heyetin gözünü boyamak adına  bir günde inşa edilmiş, diğerlerinden çok modern bir kamp. Ancak heyetin gitmesinden sonra bir daha kullanılmamıştı. Savaşın sonlarına doğru esirler arasında baş gösteren veba salgını sonucu Naziler tüm esirleri bırakıp kaçmışlar. Kampın tarihinde sadece bir kişinin kamptan kaçabildiği anlatılmaktadır. Bugün kampın girişinde,  ölenler adına 10 bin kişi için yapılmış anıt mezarlar bulunmakta.

Tarihte korunan 3 nazi kampından birinin yer aldığı Terezin kasabası hala kasvetle çevrili. Burada, hayattan rengi ve sesi almışsınız gibi. Böyle bir hayatı anlamak için Terezin’i hayal edin yeter.

Öyle bir yer ki, hem gitmek istemeyeceğiniz, hem de kesinlikle görülmesi gereken…

Dönemi daha iyi algılamak adına seyredebileğiniz  çok sayıda film de var.

Bunlardan bazıları:

  • Schindler’in Listesi
  • Hayat Güzeldir
  • Pianist
  • Şeytanın Aritmetiği
  • Çizgili Pijamalı Çocuk
  • Anne Frank’ın Hatıra Defteri
  • Nuremberg

Sanatın, çiçeklerin ve resimlerin şehri

Biraz silkelenip yola devam edelim. Elbe Nehri, Orta Avrupa’nın en büyük nehirlerinden biri. Almanya’nın Dresden şehri ise Elbe’deki Floransa olarak anılıyor ve mimarisi, sanat hazineleri sayesinde dünyanın en güzel şehirlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ne var ki, bu şehir İkinci Dünya Savaşı sırasında  13 Şubat 1945 gecesi İngiltere ve Amerika’nın gerçekleştirdiği büyük bombardıman saldırısıyla nerdeyse tamamen yıkıldı. Bu saldırıda ilk defa fosfor bombası kullanıldı ve şehir bir cehenneme döndü. Tonlarca bomba atılan şehirde 200 bin sivil yanarak hatta eriyerek hayatını kaybetti.

Dresden savaş dışı tutulmuştu. Avrupa’nın çeşitli yerlerinden kaçıp gelen aydınların, sanatçıların bu kentte barınmasına Nazi yönetimi izin vermişti. Savaşın bitmek üzere olduğu son aylara girildiğinde, Sovyet orduları Polonya üzerinden Berlin’e gelirken, batıdan girmiş ABD ve Britanya orduları Almanları cezalandırmak adına  Dresden’i cehenneme çevirecek saldırıyı gerçekleştirdiler.  O sebeple  bu faciaya “İnferno” yani cehennem adı verildi. Tamamen yıkılan şehir günümüze kadar aslına uygun olarak adeta yeniden yaratıldı. Uzun yıllar süren restorasyon çalışmalarının sayesinde şehir eski silüetine kavuştu.

Dresden’de görkemli avlusuyla Zwinger, Kraliyet Sarayı olan Residenzschloss, Albertinum, Frauenkirche, Fürstenzug ve Altmarkt görülecek yerlerden sadece bazıları.

Ayrıca adını yakındaki bir kasabadan alan Meissen çinisi dünyaca ünlü. Çok yüksek fiyat aralığıyla koleksiyoncuların gözdesi olan markanın vitrinleri ışıl ışıl parlayarak Dresden için bir cazibe unsuru oluşturuyor.

Prag, Karlovy Vary, Terezin ve Dresden derken sanatı, ihtişamı, tarihsel acıları ve geçmiş zaman ruhunu doyasıya yaşamış oldum.

Yolculuk sırasında bir açıp bir kapayan hava ve bulutlar arasından süzülen ışık hep aklımda. Işık ne kadar güçlü bir şey… Ve fark ettim ki her bulut arasından süzülen ışık değişimi, içimde farklı bir ruh hali yaratıyor. Tıpkı yolculuk sırasında uğradığımız her durakta yaşadığım gibi.

Açılıyor, kapanıyor, parlıyor, sönüyor.

Ve her birinde başka bir ruh haline bürünüyor insan.

Seyahat etmek, bir şehirden bilmediğim başka bir yere yol almak, her gece annesinin ne masal okuyacağını merakla bekleyen bir çocuk kadar heyecanlandırıyor beni.

Bir sonraki masalda görüşmek üzere sevgide kalın…

İlgili Yazılar

İLETİŞİM

Yeniliklerinizi duyurmak ve seyahat tecrübelerinizi paylaşmak için aşağıdaki adres ve telefonlardan bize ulaşabilirsiniz.

E: info@yoldasin.com
E: reklam@yoldasin.com
T: (+90 212) 373 92 56
F: (+90 212) 291 55 51
A: Büyükdere Caddesi 16 34360 Şişli / İSTANBUL

Gönderiliyor

©2018 yoldasin.com Her Hakkı Saklıdır

veya

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

veya

Create Account