Times Square’da doya doya New York’u yaşamak…

Times Square’da doya doya New York’u yaşamak…

Times Square bana göre New York’un kalbinin en hızlı attığı yerlerden biri. Paranız çoksa Wall Street belki size daha cazip gelecektir.

Belki de İkiz Kulelerin yerine inşa edilen büyük havuz sizi geçmiş günlere, modern savaşların başlamasına vesile olan
zamanlara götürecektir ama eğer içinizde müzik adına birşeyler varsa, sanata yatkınsanız Times Square’in canlılığını hiçbir şeye değişmezsiniz.

Bu benim için kesin böyle.

Times Square’in yanında Broadway’in yer aldığını bilmek bile heyecan verici.

Herkes nereye bakar bilemem ama ben şahsen Times Square’de en çok reklam panolarına bakarak vakit geçiririm her geldiğimde. Benim için modern dünyanın duvar tanıtımında geldiği son noktadır burası.

Dünyanın en büyük reklam panoları, en son teknikle çekilmiş reklam klipleri, ismini henüz duyduğunuz Oscar’a aday bir filmin fragmanları, yepyeni ürünler, değişik anlatımlar digital reklam panolarında boy gösterir gün boyunca.

Karşınızda The New York Times’ın binası, az ötede Hard Rock Cafe ve meydanın tam ortasına kurulmuş bir seyir platformu…

Aklıma hemen Otis Redding’in hüzünlü şarkısı gelir “Sittin on dock of the bay…” Taklit ederim Otis Redding’i kendimce “Sittin’ in the morning’ sun I’ll be sittin’ when the evenin’ comes” Varsın Otis Redding deniz kıyısında otursun ben de Times Square’de oturur etrafı seyrederim saatlerce bu seyir platformunda…

Dünyanın en canlı renklerinin gözümün önünde adeta dans ettiğini hissederim.

Günübirlik tur otobüslerinin içindeki insanların New York’u keşif heyecanını yaşarım tekrar tekrar.

Şişko bir kadın trafik polisinin lüks bir otomobili durdurup azarlayışının sesi kulağıma şarkı gibi gelir.

Yanıbaşımda atlı polisler, gösteri mi yapıyorlar yoksa bir göreve mi gidiyorlar güzel iri atlarıyla yaptıkları küçük gösterilerin ne olduğunu anlayamadan seyrederim.

Tabii bunları yaparken reklam panolarının deviniminden gözlerimi ayıramam.

İnsanlar dünyanın her bir yanından, renkli, uzun, kısa, çekik gözlü…

İnsanlar kimi oturmuş Times Square’i çiziyor küçücük bir kağıda…

Kimi oturmuş gitarıyla bir blues şarkısı mırıldanıyor şapkasını önüne açmış…

İnsanlar yine çok ilginçtir en yeni davranışlarından biri cep telefonlarıyla Times Square’in binbir halini kaydetmek peşinde…

Bu meydanın bugüne kadar bu kadar çok fotoğrafı çekilmemiştir herhalde.

Sevgililer, sarmaş dolaş olmuş gençler, anneler, babalar, çocuklar, ciddi insanlar, gülen eğlenen gençler hepsi birer Times Square mankeni sanki.

Yanı başınızda birden “Make America Great Again” diye bağıran sahte bir Trump görmek enteresan …

İnsanlar onunla fotoğraf çektirip para bile ödüyorlar…

Yine duvarlardaki devasa digital reklamlar size ” haydi kalkın etrafta keşfedilecek çok şey var” dercesine yerinizden kalkmaya zorlar.

Aklınıza yiyecek içecek getirirler, alışveriş hissi uyandırılar, Brodway Caddesindeki müzikallerle aklınızı çeler ve birden kendinizi ünlü müzikallerin oynadığı caddelerde, bilet kuyrukları önünde bulursunuz. Kuyruklarda gençlerin, ortaokul lise çağındaki çocukların, iyi giyimli yetişkinlerin tezadı ilginizi çeker. “Bu kadar mı ilgi olur ?” dersiniz müzikallere.

Özellikle turistler “bir müzikal seyretmeden gitmek olmaz” düşüncesiyle gişelere yaklaşırlar ve genelde “bu akşama bilet yok” cevabını alırlar.

Amerikalıların her şeyi internetten alma alışkanlığı müzikal biletlerinde de kendini gösteriyor.

Çok önceden tükenmiştir The Lion King’in Tina’nın biletleri… Olsun derim kendi kendime…

“Bilet kuyruklarının oyunlara girme kuyruğu olduğunu ve herkesin biletini önceden aldığını öğrenmiş oldum böylece” deyip avunurum. Gördüklerim az şey değildir aslında.

Yine bir grafiker olarak “Bir müzikal nasıl tanıtılıyor, afişleri, pankartları, tanıtım videolarını görmek bile ayrı bir ders benim için” deyip ikinci kez avunurum.

7.ci cadde üzerinde yürürken karşıma çıkan Hard Rock Cafe’ye bir müziksever olarak kayıtsız kalamayıp içeri girerim.

Müzik dünyasının en ünlü isimlerinin orijinal fotoğrafları, gitarları, elbiselerinin sergilendiği koridorlardan zorlukla bir masa bulduğum yeme içme salonunda 30-35 dolar harcayıp harika bir atmosferde “biraz yüksek volümlü bir müzik eşliğinde” güzel sunumlu bir akşam ziyafeti çekerim kendime.

Yeğenimin müzisyen oğluna, Doğaç’a bir Hard Rock tişörtü alarak 7. caddeye çıkıyorum aklım Hard Rock Cafe’de kalarak. “Yine gelirim nasılsa” derim içimden..

Sokakta ızgaralardan yükselen duman görünümü NewYork’un altının da üstü kadar canlı ve heyecanlı olduğuna işaret ediyor.
Zaman zaman yeraltından gürültülerin ve bu duman görüntülerinin aşağıdaki metrodan geldiğini eninde sonunda anlıyorsunuz.

Aklım digital reklam panolarının canlılığında, bedenim beni yatmaya zorluyor.

Köşedeki otobüs istasyonundan New Jersey otobüsüne atlayıp, konuk olduğum eve gidiyorum ertesi günün New York’unu planlayarak.

Kafamın içinde Paul Simon söylüyor “All come to look for America…”

İlgili Yazılar

İLETİŞİM

Yeniliklerinizi duyurmak ve seyahat tecrübelerinizi paylaşmak için aşağıdaki adres ve telefonlardan bize ulaşabilirsiniz.

E: info@yoldasin.com
E: reklam@yoldasin.com
T: (+90 212) 373 92 56
F: (+90 212) 291 55 51
A: Büyükdere Caddesi 16 34360 Şişli / İSTANBUL

Gönderiliyor

©2020 yoldasin.com Her Hakkı Saklıdır

veya

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

veya

Create Account