Roman kahramanlarının peşi sıra bir şehri gezmek

Roman kahramanlarının peşi sıra bir şehri gezmek

Prontotour’un edebiyat turlarının ilki, Gülşah Elikbank’ın Yalancılar ve Sevgililer adlı romanı ile başladı. Elikbank’ın harika  kılavuzluğunda attığımız her adım, bizi Drakula’nın şatosuna biraz daha yaklaştırdı. Roman kahramanlarının peşi sıra gittiğimiz bu güzel gezide, Bran, Siania ve Braşov’u başka bir yazıya emanet ediyor, sizi başkent Bükreş’in parıltılı hayatıyla baş başa bırakıyorum.

Bükreş, Batıya doğru, Sofya’dan sonra Türkiye’ye en yakın başkent. Romanya’nın birinci şehri, karayoluyla ülkemizden sadece 650 kilometre. Uçakla 50 dakika civarında.

Bu rota, seyahat denen eylemin keyfini keşfeden, son on yılda pasaportunda daha çok damga eskiten Biz Türkler için daha sık tutulur oldu.

Geçen yıl ülkeyi ziyaret eden 51 bin Türk, toplam turist sayısının yüzde 2 buçuğu imiş. Böyle bakınca pek de Sofya’dan öteye geçmeyi tercih etmemişiz gibi sanki.

Acısıyla tatlısıyla dört yüz yıllık bir birlikteliğimiz olmuş Romenler’le. Bugün Romenler’in Türk mutfağını çok sevmesine şaşmıyor ve Bükreş’te adım başı Türk restoranına rastlıyorsak sebebi budur.

Drakula’ya Romenler’den gayri herkes inanıyor

hunyad-kalesi-transilvanya-romanya

Romen tarihinin fantastik yüzü, belleğimize yanlış kazınmış. Mitlerle gerçek birbirine karışmış, Romanya hakkında fikrimizi, izlediğimiz Drakula filmleri, best seller romanlar şekillendirmiş.

Gezimiz sırasında rehberimiz Vlad Illie, adaşı olan tarihi kişiliğin, yani Kont Drakula namıyla maruf Vlad Tepeş’in ne vampir ne de şeytanın uşağı olmadığı söylüyor ve ekliyor;

“Vlad Tepeş bizim için bir halk kahramanı, önemli bir komutan ve liderdir. Ancak bu yanlış anlamanın Romanya turizmine katkısını inkar edemeyiz!”

Bak sen şu Avrupa Birliği’nin yaptığına

Bükreş sonrasında Transilvanya’ya… Braşov ve Bran’a kadar uzanacak gezimiz, Henri Coanda Havaalanı’ndan başladı. Coanda, ilk jet motorunu yapan Romen asıllı mühendis. Bu teknolojik miras, onlarca yıl, sosyalist dönemin tamamında Romenler’e yetmiş de artmış bile. Hatta helikopter bile yapıyorlarmış Avrupa Birliği’nin yağmasına uğramadan önce. şimdi üç kuruşa çokuluslu firmalara satılan tesislerde Avrupa markası helikopterler için parçalar üretiliyor, Romen emekçisi de 180 Euro’ya bu tesislerde kölelik yapıyor. Ve kalifiye olamadığı için soluğu zengin AB ülkelerinde alamayan her Romen, eski düzenin özlemini çekiyor.

Bükreş’te han sahibi Osmanlı Tebaası

hanu-lui-manuc-2

Biz uluslararası siyaseti bir yana bırakıp, geçmiş yıllarda altı kez vergi rekortmeni olan Mathild Manukyan hanımefendi kartvizitiyle Bükreş sokaklarına dalalım. Önce Manukyanlar’ın Bükreş’te ne aradığını açıklayarak elbette.

2001 yılında hayata veda etmeden önce İstanbul’da 500 dairesi, 50 dükkânı, 4 hanı, 4 yazlığı, 220 taksi plakası, 37 genelevi, 40 binası, 2 fabrikası, Kalamış’ta yatı otoparkında bir Rolls-Royce, dört BMW ve dört de Mercedes ve de oteli bulunan Manukyan’ın aristokratik köklerinin bir ucu meğerse Bükreş’e uzanırmış.

Bükreş kalesinin bir zamanlar çevrelediği Old City’deki ilk uğrak yerlerimizden Halelor Sokağı’ndaki Hanul Lui Manuc, Mathild Hanım’ın atalarına aitmiş. Manuc Bei, adıyla maruf zatın gerçek ismi Manuc Mârzaian imiş.

Zaten Manukyanlar’ın gayri menkul krallığının sınırları, Türkiye’den Bulgaristan ve Romanya’ya oradan da Rusya’ya kadar uzanıyormuş. Önceleri ev, sonra han olarak kullanılan mekan, 1827 yılında el değiştirse de adı değişmemiş.

Balkan Savaşı’nın sonunda yapılan Bükreş Antlaşması’nın imzaları da bu handa atılmış. O ağırbaşlı erkanın çizme yürüttüğü mekanın terasında Manuk’un Sarbası’nı yudumlayabilirsiniz. (Sarba, Romence şarap anlamına gelmekte!)

İstiklal ile meşrutiyet karışımı

bukres-caru-cu-bere-restoran-3

Eski Bükreş Kalesi içindeki cadde ve sokaklar (şimdi tabii ki bu surların bir iki küçük emaresi dışında esamisi okunmuyor) Bükreş durağınızın en önemli istasyonu olmalı.

Hanul Lui Manuc’da yemekler yenip, kahveler içildiyse, sıkça Türk giyim markalarının reklamlarını taşıyan modern binaların arasından Bükreş’in tarihi suretini hafızanıza kazıyabilirsiniz.

Bükreşliler’in gece gündüz rağbet ettiği bu sokaklar bizim İstiklal Caddesi ile Meşrutiyet Caddesi’nin bir karışımı gibi.

Trafiğe kapalı tüm sokaklarda bar, pub, restoran ve gece kulüpleri var. Bu mekanların en büyük özelliği vintage, retro ile Amerikan kasabası kitsch’leri arasında sizi karmaşık duygulara gark etmesi. Günün gözde Amerikan hitlerinin çalındığı bir barda tezgah üstünde şıkırdaklı motosikletlerin olduğu bir mekan düşleyin. Ve saçları Justin Bieber tarzı kesilip taranmış Romanyalı gençlerin oturduğunu. Bu sizi açmazsa, siz yine eskinin peşine düşmelisiniz.

Haksızlık da etmeyelim. Sadece Amerikalı popstarları değil bazı mekanlarda Akdeniz ve Latin popüler müziklerini, hatta caz ve rock gibi daha ‘özel’ müzik türlerini canlı olarak dinleyebilirsiniz.

Ama illa ki derseniz “Bükreş’te de Inna, Madonna mı dinlenirmiş, biraz etnik’ takılalım diye, onun da kolayı var.

Öve öve bitiremediğimiz Hanu Lui Manuc’tan başlayarak Terasa Doamnei ve Caru Cu Bere’de, fıkır fıkır canlı Romen folk müziği eşliğinde yemeğin ve içkilerin tadına varabilirsiniz. Öte yandan bir Old City klasiği haline gelen Dristor’da ise Türkiyedekiler’i aratmayacak başarılı kebapların yanı sıra dünya lezzetlerini kaliteli yorumlarıyla bulabilirsiniz.

Ünlü mekanda İtalyan halk şarkısı: Tarantella Disco

bukres-caru-cu-bere-restoran-2

Bu Caru Cu Bere için ise apayrı bir paragraf açmak lazım. Bölgenin en cafcaflı restoranında, özellikle yemek vakitlerinde boş masa bulmak, tamamen şans işi. Her daim tıklım tıklım mekanda Romen mutfağının yanı sıra uluslararası lezzetleri tadabilir, kendinizi canlı müziğin coşkusuna bırakabilirsiniz. Ben mekana girdiğimde civciv sarısı saçlarıyla havalı Rumen kızları, 70’lerin sonlarında Cosa Nostra Band’ın diskoteklere taşığıdı ünlü İtalyan halk dansı Tarantella Disco’yu kemanla icra eyliyorlardı. Küçük bir dipnot:

Caru Cu Bere’de esas müzik keyfi akşam 21.00’den sonra başlıyor.

Michael Jackson Anayasa Meydanı’nda

bukres

Aslında her türden müziğin Bükreş’te farklı yansımaları var. Bir kere Berlin Duvarı’nın yıkılışından sonra geçen süreçten Romanya da nasibini almış. O da küreselleşme rüzgarlarına kendini kaptırmış. Gençler, Londra, Paris, Madrid, İstanbul ya da Milano’dakinden farklı değil. Bunu özellikle Anayasa (Constitutiei) Meydanı’nda verilen konserlerde görebilirsiniz. O meydandan sadece bu yıl Rihanna, Sia, Iron Maiden, Queen+Adam Lambert, Andre Rieu, Maroon 5, Michael Jackson (Elbette bir hologram konseri) geçmiş. Özellikle Türkiye’den Iron Maiden konseri için bir çok rocker gitmiş.

Gündüz göl safası, gece çılgın eğlenceler

Old Town’ın dışına çıktığımızda Bükreş’teki en janjanlı istikamet, Bükreş’in kuzey kısmındaki Herastrau Gölü kıyılarıdır. Burada gün adeta hiç bitmez. Gündüz gölün ışıltısıyla, kayık gezintileriyle başlayan hayat, gece neon ışıkları altında devam eder.

En lüks gece kulüpleri bu gölün ötesinde berisindedir. Bizim bir öğlen yemeği yediğimiz Hard Rock Cafe başta olmak üzere, LeGaga, BeatOfAngels, Fratelli,  Player Club, Bamboo ve Chaboo gibi mekanlar sadece Bükreşliler’in değil, bu güzel şehrin tadını almış Türk turistlerin de rağbet ettiği mekanlardır. Buralar çok lüks olmalarına rağmen haftanın neredeyse yedi günü eğlence hiç eksik olmaz. Fakat fiyatları da sunduğu yüksek kalite eğlence ile doğru orantılı. Düpedüz şıklık yarışına girmiş birbirinden güzel Romen kızları, zengin Romenler’in istekleriyle şekillenen çılgın gece hayatı, müzik, yemek, dans ve türlü şovlar, Bükreş’in gece yüzünü gayet iyi özetlemekte.

Her bulvarda bir kumarhane, herkese yeter

Bir de tüm Avrupa şehirlerinde olduğu gibi kumar Bükreş’te de serbest. Bu da Türk turistleri cezbedici bir özellik. Bütün büyük otellerin kumarhaneleri var. Şehirdeki 10’dan fazla kumarhanenin en popüleri, Radisson Blu yanındaki The Platinum Casino’dur.

Bükreş, sadece yeme içme, dans ve eğlencenin şehri değil. Doğu’nun en Batılı şehirlerinden Bükreş’te, sanat, kültür ve mimari anlamda muhakkak uğramanız gereken mekanlar ve yapılar var.

Öncelikle kurşuna dizilerek öldürülen Çavuşesku ailesinin yaptırdığı sarayı (Parlamento binası) görmek, eski ve yeni Romanya’yı anlamak açısından çok faydalı.

Son sözü yine de bir Romen söylesin

O zaman vakti olanlar için şehirdeki kültür turu adına şuraları önerebilirim…

* Dimitrie Gusti Ulusal Köy Müzesi (Herastrau Park yanında)

* Köylu Müzesi (Piata Victoriei, Zafer Meydanı)

* Romanya Tarih Müzesi (Old Town yakınında)

* Romanya Sanat Sergileri Müzesi (Devrim Meydanı, Piata Revolutiei)

* Bükreş Şehir Tarih Müzesi (Üniversite Meydanı yakınında)

* Romanya Athaeneum. Romen Filarmoni Orkestrası, hafta sonlarında bu mekanda konserler veriyor.

* Romen Opera Binası

Biz son sözü yine sanata ve sanatçıya verelim. Ve Romen edebiyatının yetiştirdiği en büyük yazarlardan Panait Istrati’nin Arkadaş’ındaki ‘mutluluk’ tarifini almalı ve her gezide, her keşifte kendimizle baş başa kaldığımızda, iç sesimizi dinlerken hatırlayalım…

“Tehlikeli ve çetin çabalar pahasına hayattan kopardığınız bir mutlulukla kıyaslanabilecek hiçbir şey yoktur. İnsanların miskincesine sizden esirgediği her şey bir mutluluktur; ve bütün mutluluklar soyludur, çıplak elinizi kaderinizin yanan ocağına sokarak ararsanız hepsini elde edebilirsiniz. Arzunun cüreti karşısında ateş bile yıkıcılığını yitirir, yeter ki, siz bütün yeryüzü mutluluklarının insafsız bekçisi tarafından ısırılmayı göze alın!”

Bu gezide neler okumalı

* Mihail / Panait Istrati

* Akdeniz / Panait Istrati / Ötüken

* Kodin / Panait Istrati / Varlık yayınları

* Dracula / Bram Stoker / Can Yayınları

* Orbitor / Mircea Cartarescu / Ayrıntı Yayınları

İlgili Yazılar

İLETİŞİM

Yeniliklerinizi duyurmak ve seyahat tecrübelerinizi paylaşmak için aşağıdaki adres ve telefonlardan bize ulaşabilirsiniz.

E: info@yoldasin.com
E: reklam@yoldasin.com
T: (+90 212) 373 92 56
F: (+90 212) 291 55 51
A: Büyükdere Caddesi 16 34360 Şişli / İSTANBUL

Gönderiliyor

©2017 yoldasin.com Her Hakkı Saklıdır

veya

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

veya

Create Account