“İstanbul’un kız kardeşini görmeye gidiyorum anne”

“İstanbul’un kız kardeşini görmeye gidiyorum anne”

Evet gittiğim yer biraz uzak anne ve yeterince ‘oturaklı’ bir evlat değilim. Belki de çingenelerden aldınız beni.

60 yıldır İstanbul’da aynı sokakta oturan ve hiçbir yere kıpırdamak istemeyen annem için benim bu kadar ‘hareketli’ olmam biraz anlaşılmaz bir şey.

İki kızkardeş gibi iki şehir; biri Avrupa kıtasının en doğusunda biri en batısında. İkisi de çok şey görmüş geçirmiş. Hem İslamı görmüşler, hem Hristiyanlık hüküm sürmüş/sürmekte. Yahudiler birinden diğerine göç etmiş.

Çingeneler iki şehre de neşe ve renk katmış.

Gidenlerinin ardından kadınları hep ağıt yakmış.

Portekiz’in okyanusa kenar iki şehri Porto ve Lizbon’un da ortak noktaları var. Her ikisinin de içinden nehir geçiyor. Dolambaçlı sokaklarla örülü, engebeli şehirler.

Portekiz’in iki ana kentinde hem geleneksel, hem de Michelin yıldızlı lokantalar var. Algılarını ‘yemek zevki’ne kapatmamış gezginler için iyi seçeneklerle süslü, çekici şehirler.

Şu bir gerçek ki… Nehir kıyısı, meydanlar, eski mahalleler derken iki şehrin de muhteşem manzaraya sahip köşeleri var.  Gözlerimi kapattım, genellikle yaptığım gibi, uygun yeri ve zamanı bulduğumda, şehri dinlemek için.  Nehir kıyısında, küçük bir açıklıkta dururken sokakları dolaşıp gelmiş bir rüzgârın dediklerinden yola çıkarak sevebileceğime karar verdim Lizbon’u.

Portekizli şairler konuyu ele aldı mı bilmiyorum ama Lizbon da yedi tepe üzerine kurulu.

Porto

Porto’nun çok etkileyici seyir noktaları var. En güzel yerlerden biri de Dom Luis Köprüsü’nün  (Ponte Dom Luis) üstüdür. Buradan, UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan Ribeira bölgesinin ve Vila Nova de Gaia’nın liman banliyölerinin karşısında muhteşem manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz.

Yemek

Porto mutfağına gelince; İşkembeli Kuru Fasulye, leziz biftekler, eritilmiş peynir ve domates sosları…

Porto’ya geldiğinizde mutlaka Francesinha (fransezinya gibi okunuyor) denemelisiniz. Bol peynir ve et ile yapılmış, çok lezzetli (bence) bir yiyecek.  Fazla tükettiğinizde ortaya çıkabilecek sıkıntılardan dolayı (Türk Kası, kalp – damar vs.)  töhmet altında kalmamak için  suç Fransızlara atılmış, bu lezzet adlandırılırken.

Portekizliler Bacalhau yani okyanus balığını çok severler.Garnitürü, kızarmış patates ve sebzeden oluşur. Balığın üzeri mısır ekmeği kırıntıları (broa) ile kaplanıyor. Bir nevi ‘fish’, ‘chips’ de var ama gene de daha makul geldi bana.

Caldo Verde geleneksel bir Portekiz çorbası. Zeytinyağı, karalahana, patates, soğan, sarımsak ve et suyundan yapılır. Deniz ürünleri, sebze ve şarap ile pişirilen yemeğe ise Caldirada diyorlar.

Tripas a moda do Porto, İşkembe, et ve fasulyeden yapılıyor. Çok eski bir ‘halk yemeği’. Porto ile özdeşleşmiş bu yemek yüzünden Porto’lulara “Os Tripeiros” yani işkembeciler deniyormuş.

Hikâyesine gelince; Porto doğumlu Prens Henry, Ceuta’yı fethetmeye giderken şehirde ne kadar et varsa gemilere yükleyip götürmüş. Geriye sadece işkembeler kalmış. Halk da bu işkembeleri güveç içinde sosis, paça ve yağlı etlerle karıştırarak pişirmiş. Zaman içinde fasulyenin de eklendiği yemek Porto’nun en önemli menülerinde yer almış. Bugün pek çok lokantada yapılan bu özel yemek için birkaç öneri verelim.

Lider Restorant (Alameda Eça DE Qeiros 120/130, Porto)

O Buraco (R. do Bolhao 95-Santo Ildefonso)

Alheira, ördek, tavuk, dana ve bazen de tavşan gibi farklı etlerden yapılan bir sosis çeşidi. İçinde ekmek ve sarımsak da var. Bir çeşit köfte harcı gibi.

Sardinhas assadas, (ızgara sardalya) Portekiz kültüründe sıkça tüketilen sardalya yaz aylarının vazgeçilmez lezzetlerinden. Fakat temizlemeden pişiriyorlar bilginiz olsun.

Tatlı Şeylerden Konuşalım

Lizbon’un Belem bölgesinde incecik milföy hamurunun üzerindeki nata kremasının içinde kendinizi kaybedebilirsiniz. Sıcak sıcak servis edilen ‘Pasteis de Belem’, üzerine tarçın serpilerek yeniyor. Sintra bölgesinde iki ayrı tatlı daha denedim. İlki Queijada. Lor peyniri ile yapılıyor. Travesseira ise içi badem ve yumurta sarısı ile hazırlanmış krema ile doldurulmuş bir tatlı. Favorim, Travesseira oldu.

Her iki şehrin de gastronomi anlamında yıldızı çok parlak. En önemli ayrıntı ise bu kadar lezzetli yemekleri, diğer Avrupa ülkelerine göre daha uygun fiyatlara yiyebilmeniz.  Önemli ayrıntı konusunda haklıyım değil mi, sevgili çok gezenler?

Lizbon’da, Porto’dan daha fazla gezilecek yer var. Tabii bence.

En mühimleri;

Castel de Sao Jorge

Jeronimos Manastırı (Belem’de)

Berardo Koleksiyonu

Gulbenkian Sanat Müzesi

Kalust Sarkis Gulbenkian (Gülbenkyan)

Dünya üzerindeki lakabı “Mr. Five per Cent”. Hikayemizin kahramanı 1869’da Üsküdar’da doğar. Kendisi Osmanlı Ermenisi. Genç yaşında eğitimini aldıktan sonra Kerkük’teki petrol yatakları üzerine çalışır.  2. Abdülhamit’in görevlendirmesi üzerine bugün bildiğimiz Shell’in kurucu ortağı olur. Kuruluş sırasında kendisine verilen yüzde beş hisse ile dillere destan sanat koleksiyonunu oluşturmaya başlar. Cumhuriyet kurulduktan sonra Üsküdar’da müze kurmak ister fakat karşısına “prosedürler” çıkınca bu fikrinden vazgeçer.

1942’de Portekiz’e yerleşen Gulbenkian’ı rivayete göre Salazar kapıda karşılar. Müze ve vakıf kurulur. Vakıf, Ar-Ge çalışmalarına, burslara ve daha pek çok şeye ‘bütçeler’ ayırır. Kalust Bey’in torunları tarafından yönetilen vakıf, halen dünyada güçlü bir yere sahip.

Petrol, tarihimiz ve kaderimiz coğrafyamız. Ne kadar az bildiğimiz, ne kadar çok bilmemiz gereken, acılarla dolu ve henüz bitmemiş hikâye.

Burası Portekiz. Tarihini gözümüzden esirgemiyor. Turistler için Portekiz. Portekizlilere göre Portekiz. Ya bize göre?

Bu gezmelerin bir iyi yanı da anne, eve dönünce bakıyorum, oralarda neler olmuş, o sırada biz (nenemgil) ne yapıyormuşuz?  Çok ilginç anne, çok.

Livraria Lello

Porto’nun öyle bir kitapçısı var ki. (Kimi de kütüphane diyor ama kitap satılıyordu, bence kitapçı)

Livraria Lello’ya adımınızı attığınız andan itibaren  bambaşka bir dünyanın içine çekiliyorsunuz.  Öğreniyor ve heyecanlanıyoruz ki J. K. Rowling,  Harry Potter’ı yazarken buradan ilham almış. Lello’yu görünce Hogwarts’ı hatırlamamak mümkün değil. Netekim Rowling’in seriyi yazmaya başlamadan önce birkaç yıl Porto’da İngilizce öğretmenliği yaptığını öğreniyoruz. Yani burayı görmemiş olması düşünülemez.

Gezmek İçin Hangi Şehir?

Her iki şehirde de kolaylıkla her yeri dolaşabileceğiniz geleneksel tramvaylardan var. Lizbon’daki 28, Porto’daki ise 1 numara.

Porto, liman şaraphanelerinin üzerinden geçen bir teleferiğe sahip. Lizbon’da ise şehri kuşbakışı bir asansörle (Santa Justa) seyredebilirsiniz. Tarihi asansör, Gustave Eiffel’in bir öğrencisi tarafından tasarlanmış.

Eğlenmek İçin Gezenler…

Portekiz kıyı şehirleri eğlence mekânları konusunda bol seçeneğe sahip. Haberiniz olsun, Lizbon’un Bairro Alto bölgesi güneş doğana kadar eğlenceyi sokağa döküyor.

Cascais ve Sintra

Sintra, çamlarla kaplı bir tepeye kurulmuş. Serin iklimi nedeniyle önce Kraliyet ailesinin sonrasında da varlıklı ailelerin yazlık saraylarını yaptırdığı bir bölge haline gelmiş. Sintra benzersiz tarza sahip saraylar, kaleler ve evlerle hayranlık uyandıran bir yer.

Cascais, “Krallar ve Balıkçılar Kasabası” olarak bilinir. Çünkü burası 19. yy Portekiz asillerinin yaz tatili için geldikleri balıkçı kasabasıymış. Kasaba şimdilerde tam bir tatil cenneti. Yaz aylarında cıvıl cıvıl sokak aralarının yanı sıra restoran ve kafe seçenekleriyle de çok cazip. Ayrıca şirin kumsallara ve çok hoş manzaraya sahip yamaçlarla çevrili. Lizbon’dan günübirlik geziler için Sintra ve Cascais çok uygun.

Sintra’da büyüleyici sarayları gezerken biraz zorlu yürüyüş parkurlarına rastlayabilirsiniz. Bölgeler arasında yolculuk yaparken harika manzaralarla karşılaşıp başınızı sürekli arkaya çevirmek isteyeceksiniz ve sağa ve sola. Bendeniz ‘tepe sersemi’ oldum şahsen.

Sintra’da; Ulusal Saray, Moors Kalesi ve Pena Sarayı’nı ziyaret edebilirsiniz. Cascais’de Sintra’ya göre gezilecek yerler daha az gibi. Zaten okyanus sizi kıyıya, kendine doğru çekecektir. Cascais’de 19. yy yapılarının gösterişli mimari üslubu ile yapılmış birçok ev göreceksiniz.Uzun bir sahil yolu yürüyüşünden sonra vardığınız Boca do İnferno uçurumu da fotoğraf meraklılarının ilgisini çekebilir. Eğer birkaç gece kalmayı düşünüyorsanız Sintra’yı üs olarak kullanabilir, çevresini günübirlik buradan gezebilirsiniz.

Bu bölgede beni en çok etkileyen Quinta da Regaleira oldu. Sintra’daki bu büyük evin asıl cazibesi büyülü arka bahçeleri, gizli tünel ve sembolleri. Küçük arkadaşım Simge (5 yaş) ile ortak heyecanlarımız gizli geçitler, tüneller, mutlaka çok şey demek olan semboller. Deliriyoruz. Her kızda var mıdır acaba bu merak? Bu yüzden mi geziyorum acaba? Fazla divanınız varsa gelip anlatabilirim.

Quinta da Regaleira’nın hikâyesi: Brezilya’da büyük bir servet sahibi olan Carvalho Monteiro, 1840’da Portekiz’e gelerek burayı satın alır. İtalyan mimar Luigi Manini, Mısır, Endülüs ve Roma mimarisinden etkilenerek evi bambaşka bir dünyaya çevirir.

Gelelim asıl konuya. Bahçede bulunan merdivenli kuyu, törenler ve ritüellerde kullanılmak için yapılmış. Yapıdaki semboller simya, mason, tapınak şövalyeleri tarikatı ve gül haçlıları örgütünden gelmekteymiş.

Dante’nin İlahi Komedyası’nda cehennemin dokuz katının betimlenişinden etkilenilmiş. Burası, aşağıdan yukarıya bakıldığında cenneti, yukarıdan aşağıya bakıldığında ise cehennemi görüyormuş hissini uyandırıyor (gerçekten). Denildiğine göre merdiven sayıları mason geleneklerine göre yapılmış. Zemindeki desen ise Tapınak Şövalyeleri’nin haçıymış. Quinta da Regaleira’yı gezerken hem ürperiyor hem de büyüleniyorsunuz. Bazılarımız da fazladan heyecanlanıyor.

Lizbon’dan Sintra ve Cascais’e düzenli tren seferleri var. Her iki kasaba arasındaki seyahati ise doğrudan otobüslerle sağlayabiliyorsunuz.

Artık Sona Geldik… Cabo da Roca

Avrupa’nın en son noktası adeta nefesinizi kesiyor. Kuvvetli rüzgârda ayakta durmak bile zor. Yılmak yok, çekilecek fotoğraflar var (Sosyal medyadan önce neyin baskısı altındaydık anne?) Sonsuz denize bakmak kalbinize bir ferahlık veriyor. Sanki bir arınma ritüelinin, denize bakma sahnesi gibi. Bakılmazsa olmaz gibi. Bu deneyimi yaşadığıma çok mutluyum. Ben biraz daha burada kalıp bulunduğum anı yaşamak, var olduğum yeri, o yerde olan kendimi daha fazla hissetmek istiyor(d)um. Bir sonraki yazıda nerede buluşuruz bilmiyorum.

Yolları çok fazla bekletmemek dileğiyle…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlgili Yazılar

İLETİŞİM

Yeniliklerinizi duyurmak ve seyahat tecrübelerinizi paylaşmak için aşağıdaki adres ve telefonlardan bize ulaşabilirsiniz.

E: info@yoldasin.com
E: reklam@yoldasin.com
T: (+90 212) 373 92 56
F: (+90 212) 291 55 51
A: Büyükdere Caddesi 16 34360 Şişli / İSTANBUL

Gönderiliyor

©2019 yoldasin.com Her Hakkı Saklıdır

veya

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

veya

Create Account