İspanya’da sadece gözümüzün değil midemizin de doyduğu üç şehir…

İspanya’da sadece gözümüzün değil midemizin de doyduğu üç şehir…

Büyük İspanya turuna hız kesmeden devam ediyorum. Madrid, Toledo ve Segovia‘dan sonra rotamda Burgos, Bilbao ve San Sebastian şehirleri bulunuyor. Sizlere şimdiki yazımda bu üç güzel şehri kaleme aldım. İşte hız kesmeden devam ettiğim İspanya turundaki güzel mi güzel 3 rota:

Burgos

Turumuzun 2. günü Bilbao’ya doğru yola çıkıyoruz ama öncesinde küçük bir şehir olan Burgos’a uğramak istedik. 2.5-3 saat arasında Burgos’ta olduk, sabah çok erken yola çıktığımız için (sabah 7.30 gibi) ve günlerden cumartesi olduğu için açık bir kahvaltı mekanı bulamadık. Dolayısıyla yol üzerinde bir mekanda mükellef bir kahvaltı yaptık. İspanyada yemek bölümümüzde kahvaltımızın ayrıntılarını anlatacağız. Mükellef kahvaltımızdan sonra yola çıktık ve Burgos şehrinin merkezinde bizi büyük bir katedral karşıladı, gotik bir katedral.

Castillalıların ilk başkenti, bu nedenle önemli bir şehir. Şehri biraz Mahribi biraz Espanik tarzda yapılmış. Labirent şekilde sokakları var. Bunlar belli meydanlara açılıyor, bu arada özellikle burada çok sayıda hac yolcusu gördük. Kim bunlar, sırtlarında çantalarıyla İspanyolcası “El camino de Santiago” olan ve eskiden Katolikler için dini bir hac yolu olan ama şimdilerde bir yürüyüş yoluna dönüşen rota. Hac yolcusu dememize bakmayın, bir çoğu muhtemelen spor amaçlı yapıyor izlenimi veriyordu Anladık ki Burgos da uğradıkları önemli yerlerden biri.

Burgos’ta katedralin yakınında güzel kafelerin olduğu bir sokak var, bu sokak sanat sokağı tadında; yol boyunca uzanan ağaçların her biri farklı bir sanatçı tarafından farklı motiflerle renklendirilmiş, burada bir kahve içtik ve tekrar yola koyulduk.

Bilbao

Bilbao yeni ve modern bir şehir. Bask bölgesinde 2 dağın arasına kurulmuş ve Baskların başkenti. Bilbao’da burada yasayan bir çift bize eşlik ve rehberlik etti. Kendileriyle Plaza de Nueva’da buluştuk. Mesajlarında pintxotan (pinchos) bahsetmişler, biz bunu mekan adı sandık ama sorduğumuzda öyle olmadığını bu bölgede tapasların pinchos olduğunu öğrendik.

Bilbao’nun orta yerinde Nervion nehri uzanıyor. Burada biz özellikle şehirde önemli bir nokta olan Guggenheim (Titanik gemisinde olen bir zengin) ailesiyle anlaşılarak 1997 yılında yapılan müzeye doğru yola çıktık (Amerika-Bilbao ortak yapımı). Bu müze Bilbao’nun kaderini değiştirmiş, bambaşka bir şehre dönüştürmüş diyorlar. Müzenin içerisini gezebilecek vaktimiz olmadığından giremedik ama önündeki postmodern Zubizuri köprüsüyle ilgili fazlasıyla sohbet ettik. Bilbao hükumeti ünlü mimar Santiago Calatrava’ya yaptırıyor bu köprüyü ve yaklaşık 3 milyon Euro veriyorlar.

Köprü tam bir sanat eseri fakat camdan yapıldığı için hava yağmurlu olduğunda üzerinde kayıp düşen ve kemiklerini kıran çok fazla insan olmuş, köprünün etrafındaki yüksek iş merkezlerinden bunu görüp de ambulans çağrıldığına çok tanık olmuşlar. Bu şikayet mimara söylenmiş ama çok ilgilenmediğini söylüyorlar, tabii adam köprü işlevinden çok sanatsal işleviyle ilgileniyor olsa gerek. Bu olaylardan dolayı şu anda köprünün orta yerinde bir halı uzanıyor ve insanlar kaymamak için onun üzerinden yürüyorlar. Bu arada köprünün müze tarafındaki bölümüne bir parça eklemiş Bilbaolular. Bu ek parça yürüdükleri yolu kısaltmış ama köprünün estetik değerini düşürmüş, bir de bu nedenle ünlü mimara 1 milyon Euro tazminat ödediklerini duyunca bir gülme aldı bizi.

Müzenin önünden geçip köprünün üzerine çıktığınızda gerçekten güzel bir manzara görüyorsunuz, fotoğraf çekmek isteyenler için ideal bir manzara, merak etmeyin köprünün üzerinde asansör var; bu nedenle çıkış sizi korkutmasın. Nehir boyu yürüyerek aracımıza dönüyoruz ve İspanyanın son durağı olan San Sebastian’ın yolunu tutuyoruz.

San Sebastian

Günlerden Cumartesi akşamı ve film festivali olduğundan zor otel bulduğumuz San Sebastian gerçekten akşam da harika bir şehir havası veriyor insana. Yaklaşık 1 saat 20 dakikada vardık bu ışıl ışıl şehre. Bavullarımızı otele attığımız gibi hemen bir şeyler yemek için sahil boyu yürüyerek eski şehrin oraya marinaya gittik. Şehir hilal şeklinde uzanıyor ve hilalin tam ortasında bir ada görüyoruz. Yaklaşık 2.5 km kadar süren bir yürüyüşün ardından tahminimizce marinadaki en popüler mekan olan Marinela’ya oturduk.

Aşçısının muhtemelen yunanlı olduğunu düşündüğümüz restoranda yine muhteşem lezzetlerle buluştuk. Menümüzde Jumbo karides, midyeli balık çorbası, ahtapot salatası ve yine büyük bir balık vardı (deniz mahsulüne doyduk diyebiliriz). Burada bir de muhteşem bir sütlaç yiyerek sofrayı taçlandırdık. Günlerden cumartesi olduğundan sokaklar gençlerle doluydu tabii. Sahil üzerinde büyük kulüpler vardı ama kıyafet uygulaması olduğunu söylediler, dolayısıyla uğramadık, biz de eski şehrin sokaklarına daldık.

Fazla ilerlemeden sol tarafta bir katedralin önünde kalabalık bir genç grubu gördüğümüz araya giriverdik. Ortamda bir Galata havası hakimdi ama tabii farklı olan sohbetlerin ve içkilerin bir katedral önünde olmasıydı (aynı katedrali  ertesi gün ziyaret ettik, oldukça aktif çalışan bir katedral olduğunu gördük). Köşedeki mekanlardan birinden yapılan muhteşem cin toniklerden birer tane içerek gecemizi sonlandırmak zorunda kaldık maalesef, yol yorgunluğuna daha fazla direnemedik.

Ertesi gün gündüz saatlerinde San Sebastian sokaklarını turladık, şehir gerçekten çok çok güzel bir yazlık mekan, yaz tarihlerinde çok daha keyifli olabileceğini düşünüyoruz, tabii ki okyanusta yüzmenin tadına burada varabilirsiniz de.

İlgili Yazılar

İLETİŞİM

Yeniliklerinizi duyurmak ve seyahat tecrübelerinizi paylaşmak için aşağıdaki adres ve telefonlardan bize ulaşabilirsiniz.

E: info@yoldasin.com
E: reklam@yoldasin.com
T: (+90 212) 373 92 56
F: (+90 212) 291 55 51
A: Büyükdere Caddesi 16 34360 Şişli / İSTANBUL

Gönderiliyor

©2020 yoldasin.com Her Hakkı Saklıdır

veya

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

veya

Create Account