İnsanı “çağıran” şehir: Belgrad (1)

İnsanı “çağıran” şehir: Belgrad (1)

Fecir Alptekin – Hayatımın en “gerçekçi” gezi yazısını yazmak üzere masamın başına oturdum. Zira Belgrad, fazladan allayıp pullamasanız da, süslü püslü laflarla harikalar diyarına çevirmeseniz de, kendine has ve son derece şahsiyetli vaatleriyle sapasağlam ayakta, ziyaretçilerini bekliyor…

Belgrad, yakın geçmişindeki acıları yavaş yavaş geride bırakan ve ekonomik güçlüklere rağmen “kent kültürünü koruyup yaşatmaya çalışan” bir şehir..  Köklü bir tarihin mirasçısı olarak, iki günlük haftasonu tatilini “yaşam biçimi, mimari yapısı, şehircilik anlayışı” bakımından Batılı bir şehirde ve fakat daha düşük bütçelerle geçirmeyi hedefleyenler için biçilmiş kaftan…

Sırp mutfağı oldukça iddialı

Evet, Belgrad dünya mutfaklarıyla coşan bir Londra değil! Belki birkaç İtalyan ve Japon restoranı… Ama gerisi hep kendi lokal tatları. Starbucks bile yok, hatta McDonald’s ülkeye ancak kurumsal kırmızı rengini bırakıp dükkanını siyahlara bürümek suretiyle adım atmış. Kısacası varsın bir Londra olmasın, Sırp mutfağı zaten ziyaretçilerine nefis lezzet deneyimleri yaşatmak konusunda gayet iddialı.

Kalemegdan

Kalemegdan

Evet, Belgrad “açıkhava müzesi” unvanlı birRoma değil! Ama gördüğüm onca yer arasında uzun yürüyüşler için; geniş bulvarların, parkların, meydanların, küçük renkli sokakların tadını çıkarmak için en keyifli şehirlerden biri… Bu arada tabii ki yolunuzun üzerinde Parlamento Binası, Cumhuriyet Meydanı, Ulusal Tiyatro, Tarih Müzesi, Sırbistan Ulusal Müzesi ve tarihi katedraller gibi yine pek çok anıt yapıya rastlama şansınız olacak.

Hele bir Kalemegdan var ki; tıpkı New York’ta Central Park ya da Londra’da Hyde Park gibi, Belgrad tatiliniz sırasında sabahları burada küçük bir tur atıp soluklanmak sanki şehrin yerlisiymiş gibi doğal bir zevke, keyifli bir alışkanlığa dönüşecek…

Küçük kaçamaklar için ideal

Mesela bana sorsanız, geçen hafta ilk kez yaptığım 3 günlük Belgrad gezimin ardından bundan sonra da canım ne zaman İstanbul’dan biraz uzaklaşıp şehir içinde ama trafikten rahatsız olmadan geniş kaldırımlı ferah caddeler ve bulvarlarda, yeşillikler arasında uzun yürüyüşler yapmak ve günün sonunda küçük bütçelerle kocaman tabaklarda lezzetli yemekler yemek istese, haftasonu tatillerinde Belgrad’ı tercih edebilirim…

Znak Pitanja
Sanırım şu ana kadar şehirle ilgili genel bir fikir edinmişsinizdir. Gelelim sevgili Belgrad’ımızla ilgili detaylara…

Bildiğiniz gibi, kendisi Sırbistan’ın başkenti ve en büyük şehri. Evet sokaklarda belli bir ciddiyet ve hüzün var, ama yine de henüz 20 – 25 yıl öncesinde burada savaş uçaklarının uçtuğunu, bombaların düştüğünü, insanların yaşam mücadelesi verdiğini hayal edemiyor insan. O yüzden de şu an işsizlik, para pul gibi dertleri fazla kafalarına takmadıkları söylenebilir. Savaş bitmiş, hayatta kalmışlar, daha ötesinde bir zenginlik var mı?

Belgrad stratejik konumu nedeniyle zaten yüzyıllar boyunca pek çok çatışmaya sahne olmuş. Kısaca anlatırsam; 1521’de Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetine, sonra Habsburg Monarşisi’ne geçiyor. 1841’de yeniden Sırbistan’ın başkenti unvanını alıyor; 1918’de Yugoslavya’nın başkenti oluyor. Yugoslavya’nın dağılma süreci 1980’lerden 2000’lere uzanıyor; 1990 – 95 yıllarında iç savaş gerçekleşiyor, 1999’da Kosova Savaşı’nı takiben Nato bombalaması sonucu Belgrad en büyük yıkımını yaşıyor. Yugoslavya’nın tamamen dağılmasıyla, 2006’da kurulan Sırbistan’ın başkenti olarak da bugünkü unvanına kavuşuyor.

Mutlaka görülmesi gereken yerler

Sava ve Danube nehirlerinin birleştiği yerde, “Beyaz Şehir” adıyla anılan Belgrad’a gitmişken, bana göre mutlaka yaşamanız gereken keyifler var…:

  • Parlamento Binası’ndan başlayarak, Cumhuriyet Meydanı ve bizim Beyoğlu İstiklal Caddemiz’i andıran Knez Mihajlova Caddesi üzerinden Kalemegdan tepesine yürüyüş yapın. Burada sadece kaleyi ziyaret etmekle kalmayın; çevresindeki parkın etinden sütünden faydalanın, bolca turlayın, çimenlerde yuvarlanın, Sava ve Danube manzarasına karşı saatlerce ağaçların altında oturup keyif çatın…
  • Skadarska Sokağı bizim Nevi Zade’miz gibi bir yer, mutlaka bir geçin, biraz oturun… Aynı şekilde, Knez Mihajlova Caddesi de her ne kadar turistik sınıfına girse de yine keyifli. Sanata ilgiliniz varsa, buradaki Zepter Galeri’yi atlamayın!

Knez Mihajlova

 

  • Benim favorim Skadarlija Bana ! Asla turistik değil; tamamen yerlisinin takıldığı, çok güzel kafelerle dolu, ağaçlık, nefis bir sokak… Artık Belgrad’ı bilen biri olarak bundan sonra yapacağım seyahatlerde zamanımın çoğunu burada geçireceğim.
  • “Meyhane” anlamına gelen “kafana”larda, yerel müzik gruplarının canlı performansında Balkan ezgileri eşliğinde bir iki yemek deneyimi yaşayın. Burada her şey doğal yetiştiği için etler de sebzeler de çok lezzetli. Hayatımda Belçika’dan sonra en güzel patatesi burada yedim.

 

  • Yola çıkmadan önce bana “mutlaka cevapi ye” tavsiyesinde bulunanlara “yahu kebabı Sırbistan’da mı öğreneceğiz” diye ukalalık etmiştim… Ama şimdi, sadece “cevapi” yemek için yeniden Belgrad’a giderim: Nefis, değişik bir köfte ve üzerinde kaymak!

 

  • Belgrad’daki en müthiş zevklerden biri de, tarihi Moskova Oteli’nin kafesinde oturmak, burada yıllanmak, gelene geçene bakmak, tarihin içinde o tuhaf yolculuğu hissetmek, sayısız lezzetten birini seçmek… İşinizi kolaylaştırayım, tartışmasız “Moskva Snit”! Pişman olmazsınız…
İlgili Yazılar

İLETİŞİM

Yeniliklerinizi duyurmak ve seyahat tecrübelerinizi paylaşmak için aşağıdaki adres ve telefonlardan bize ulaşabilirsiniz.

E: info@yoldasin.com
E: reklam@yoldasin.com
T: (+90 212) 373 92 56
F: (+90 212) 291 55 51
A: Büyükdere Caddesi 16 34360 Şişli / İSTANBUL

Gönderiliyor

©2019 yoldasin.com Her Hakkı Saklıdır

veya

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

veya

Create Account