Dünyaca ünlü yemekler ve bilinmeyen hikayeleri…

Dünyaca ünlü yemekler ve bilinmeyen hikayeleri…

Betül Filiz – Okan Üniversitesi Gastronomi Bölümü

Hikayelerdir hayatı güzelleştiren unsurlar… Yemekler de insanların yaşanmışlıklarından beslenir, öyle ortaya çıkar. Kimi yokluk ürünü kimi savaşın sunduğu çaresizlik kimi aşk acısının mutfakta son bulmuş hali… Bize şu an her ne kadar sadece besin ögesi olarak gelse de onlar atalarımızın yaşanmışlıklarının ta kendisidir, kültürümüzdür. İşte bu yüzden yemeğin tarifinden önce tarihini bilmeli insan. Bilmeli ki o yemek sadece yemek olmaktan çıkıp, bizi eskilere götürsün.

Lezzet Harmanı: Paella…

İspanyol Mutfağı’nın en önemli yemeklerinden biridir Paella. Daha çok lapaya benzeyen görüntüsüne rağmen bol malzemeleriyle damağınızda bıraktığı tat size iyi ki İspanya’dayım deme hissi yaratır. Ana ürünü pirinç ve safran olmasına karşı yan ürünleriyle oldukça zengin bir pilav çeşididir. Pirinç, çeşitli sebzeler, tavuk, kırmızı et ve deniz ürünlerinin birleşiminin verdiği hazzı sadece bu yemekte bulabilmeniz mümkün. Gelelim İspanya’nın bu enfes lezzeti kimler tarafından var edilmiş?

İspanyol soylu ailelerinin evlerindeki davet salonlarında yapılan envai çeşit yemekler davet sonunda toplanıp alt sınıf tabakanın yani hizmetlilerin ziyafeti olurmuş. Mutfakta çalışan aşçılar bütün artık malzemeleri tek bir kazanda birleştirip tekrardan kaynatarak kendilerine yemek oluştururlarmış.

Bu yüzden çok çeşitlidir paella. Şu an en ünlüsü Valencia Paellası’dır. Hayat ne kadar da garip değil mi? Eskiden hizmetçi yemeği olarak adlandırılan yemek şu anda zengin sınıfa İspanya turları gezdiren bir yemek oldu çıktı.

Kendi ülkesi dışında her ülkede ünlü olan Köttbullar…

Ülkemizde de ismi ev malzemeleri ve çeşitli mobilyalar satan ünlü bir mağaza ile anılır Kötbulların. Hadi itiraf edelim Köttbullar denince çoğumuz ne olduğunu anlamadık bile. Uğruna bir araba dolusu alışveriş yaptırır bu köfteler. Bütün günümüzü birbirinden güzel ev eşyalarının içerisinde geçirdikten sonra her acıktığımızda mağazanın restoranında buluruz kendimizi. Bu kadar ipucunun sonunda bahsettiğim mağazanın İkea, köftelerin ise İkea köftesi olduğunu bir çoğunuz tahmin etmişsinizdir herhalde. İkea köftesinin kendi ülkesindeki ismi “Köttbullar”mış. Bizim bu köfteyi bu kadar çok sevmemizin bir nedeni var elbet. Hikayesi Osmanlı’ya kadar dayanmakta. Osmanlı ile ne ilgisi var dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız.

Kim der ki İsveç ve Rusya arasında bir savaş çıkacak, İsveç yenilecek dahası o zamanın kralı Karl yenilgiye dayanamayıp ülkesinden kaçarak Osmanlı’ya sığınacak. Kral Karl yanında getirdiği aşçılarıyla birlikte tam 4 yıl boyunca İzmir bölgesinde kalmış. Bu yüzden ismi “Demirbaş Şarl” olarak anılır olmuş. Bu 4 yılın sonunda İzmir’de en sevdiği yemek İzmir köfte olmuş. Giderken de bizim aşçılardan öğrenmiş olduğu İzmir Köfte’yi beraberinde götürmüş.

Şu an İsveç’e gittiğinizde İkea dışında Köttbulları göremeseniz de  o zamanlar pek bir ünlüymüş. Ee ne diyelim bizim de bu hikayeden sonra göğsümüz kabardı biraz tabi.

Savaş sonrası bir yiyeceğin doğuşu: Miso çorbası

Birçok söylentiye göre Miso çorbasının ortaya çıkışı savaşlar ve uzun süren kuşatmalara dayanmakta. Shagun döneminde kuşatmalar aylarca hatta yıllarca sürermiş. Bu süre zarfında kuşatma altındaki samuraylar ve köylü halk aç bırakılıp teslim olmaya zorlanırmış.

Yine o zamanlar kuşatma altında olan halk bir gün mayalanmış fasulyeleri yiyen bir at görünce kendilerinin de bu şekilde fermente gıdalarla beslenebileceklerini düşünmüşler. Bu sayede insanlar açlıklarını giderip kuşatmadan kurtulabilmişler. Ve böylece daha sonraları ortaya Miso çorbası çıkmış. Bu efsanevi çorbanın ana malzemesi dashi denilen balık suyu veya miso macunudur. Macun ise soya fasulyesi, su, tuz ve tahılın birlikte fermente edilerek yaşlandırılmasıyla elde edilir. Fermantasyon süresine göre renk altın sarısı ile kahverengi arasında değişir. Sırf bu çorba için bile Japonya’ya gidilmeli bence.

İtalya’nın efsanevi lezzeti: Risotto

Ve son olarak risottodan söz ederek yazımı tamamlamak istiyorum. İtalyanların eşsiz lezzeti, olmazsa olmazı pirincin en lezzetli halidir risotto. Tabi her pirinçtten de olmaz bu lezzet. Risotto  yapımında kullanılan pirinç yavaş pişirilmeye uygun, nişasta oranı çok yüksek, kısa taneli tombul yapıya sahip olmalıdır. Arborio cinsi pirinç buna en uygun olan pirinçtir. Risotto yapımı ustalık ister, özen ister. Çok da zahmetli ama bir o kadar da haz vericidir. Kısacası herkesin yapabileceği bir şey değildir.

Yemeklerin tarifindense tarihini öğrenmeyi daha çok severim. Tarihini öğrenelim ki tabağımızdaki o yemek daha da lezzetlensin, bizi büyülesin. Risotto’nun hikayesini öğrenelim ki aşk nelere kadirmiş neler yaptırmış görelim.

Sene 1574, yer Milano… Baş kahramanımız ünlü Duamo  Katedrali’nin inşasında görevli cam işçilerinden sadece birisi. Onu özel kılan şey hikayenin devamı. İsmi bilinmeyen bu gencin lakabı safran anlamına gelen “Zafferano”. Zafferano o inşaatta çalışan bir işçinin kızı olan Valerio Di Frandra’ya aşık olur. Ne yazık ki bu aşk mutlu sonla bitmez. Çünkü kız bir başkasıyla evlendirilir. Zafferano ise düğün gününde yemeklerin dağıtıldığı yere gidip, intikam almak için düğün pilavının içerisine bir avuç safran atar. Amacı düğünde damadı rezil etmek iken işler istediği gibi gitmez. Konuklar safranlı pilava bayılırlar. Ve o günden beri Milano usulü Risotto safranlı olarak yapılır.

Artık İtalya’da risottonuzu yerken Zafferano için kadeh kaldırmayı unutmazsınız.

İlgili Yazılar

İLETİŞİM

Yeniliklerinizi duyurmak ve seyahat tecrübelerinizi paylaşmak için aşağıdaki adres ve telefonlardan bize ulaşabilirsiniz.

E: info@yoldasin.com
E: reklam@yoldasin.com
T: (+90 212) 373 92 56
F: (+90 212) 291 55 51
A: Büyükdere Caddesi 16 34360 Şişli / İSTANBUL

Gönderiliyor

©2017 yoldasin.com Her Hakkı Saklıdır

veya

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

veya

Create Account