Budapeşte’de Demir Perde’nin izleri

Budapeşte’de Demir Perde’nin izleri

Osmanlı’nın son zamanları konuşulduğunda adı geçen ailelerden Kamondoların İstanbul’daki hikâyelerinin ana hatlarını, Beyoğlu’ndaki ‘oyuncaklı’ merdivenlerini, Paris’e göçmelerini bir sebeple öğrenmiştim. Aile daha sonra Auschwitz Nazi kampına götürülür.

Terezin Nazi kampını daha önce gezmiş ve anlatılanları dinlerken insanların kara günlerini ister istemez zihnimde canlandırmıştım.

Budapeşte’de Terör Evi’ni gezdirdiler. Duvarları üstüme üstüme gelen müzede kalbim ezildi. Koca şehirde, artık hemen herkesin bildiği ‘şeyler’ bu duvarların ardında yaşanmıştı.

Bir gezi yazısına böyle başlanmaz herhalde, biliyorum ama insan izleri bir başka etkiliyor insanı. Yazının akışı da oraya çektiriyor konuyu. Kaçınılamıyor bence.

Fakat, bu şehirde olmak için daha birçok neden var.

Tarihin görünürlüğü…

Macaristan, Demir Perde’nin arkasında bir Sovyet mi (idi) yoksa bir Avrupa ülkesi mi?  Macar topraklarından gelip geçen Romalılar, Magyarlar, Türkler, Avusturyalılar ve Sovyetler Budapeşte’ye de izler bırakmışlar. Parlamento binası ve Buda Kalesi gibi ‘ikonik’ tabir edilen yapılar adeta Macar gücünü ve ruhunu göstermek için yapılmış gibi. Gerçi bu ‘güç’ ve ‘gösterme’ hikâyesi her yerde bir şekilde karşımıza çıkıyor ama…

Budapeşte diğer büyük şehirler gibi, bir yanı telaşlı, bir yanı sakin, biraz perişan, biraz görkemli.

Sayılı gezme gününde birçok farklı duyguyu bir arada hissettirdi bana Budapeşte, üstelik daha da hissetmediklerin var der gibiydi bir yandan. Gerçi biz kadınlar biraz da his delisi miyiz ne?

Budapeşte deyince…

Şehrin kalbi Kahramanlar Meydanı. Dünyanın en eski yeraltı treni burada. Metro. Nostaljik.

Önceleri ortasından geçen ve ‘akmam’ diyemeyen Tuna nehrinin iki yakasında iki ayrı şehir olan “Buda” ve “Peşte”, bir zaman sonra (tam tarihini bilmiyorum) birleşip tek bir şehir olmuşlar. Buda tarafı daha eski olup Osmanlı döneminden kalanlar da içinde olmak üzere daha fazla tarihi unsur barındırıyor. Peşte tarafı ise daha yeni, daha modern.

Doğası gereği hemen fark edilecek şekilde  genç nüfus yoğun. Avrupa’nın en büyük kültür, sanat ve müzik festivali burada. Sziget Festivali.

Her ne kadar merkezde birçok tarihi zenginlik olsa da şehirde fakirlik hakim. Fakat manzarası da yakışıklı erkekleri de aşık olunacak türden.

Diğer Avrupa şehirlerine göre seyahat maliyetleri daha düşük.

“Tuna’nın İncisi”, “Doğunun Paris’i” gibi isimlerle de anılan bu güzelim şehre Avrupa turlarında tek bir günün ayrılması büyük haksızlık.

Budapeşte lezzetleri konusu

Budapeşteliler çok sevdikleri Kul Aşını neredeyse her gün yiyorlar.

Böyle bir cümle çok yanlış olmaz. Çünkü yaygın ve büyük ihtimalle doğru bir kabule göre bu yemeği Yeniçeri’lerden öğrenmişler. Doğru düzgün söyleyemedikleri ya da o zamanlarda yeniçeriler de öyle dediklerinden olsa gerek yemeğin adı gulaş.  Kimi tasniflerde çorba olarak da değerlendirildiği vaki.

Bizim ‘pişi’ye benzer “langos” ise pişiden biraz daha büyükçe. Oraları gezerken paprika tabir edilen  toz biberlerinden mutlaka almalısınız bence. İsli tadı yemeklere çok hoş bir lezzet katıyor.

Nostaljik bir şeyler yaşamak istiyorsanız New York Cafe’de kahve içmelisiniz.

Budapeşte’de Türk, Arap ve Yunan büfeleri çok fazla.  Soslu Tavuk Döner yemenizi de şiddetle öneririm.

Bazilika’nın tam çaprazında Bestia’nın leziz ‘steak’lerini ve buharda pişmiş sebzelerini de denemelisiniz. Ayrıca Kaz Yağı Kavurması’da benim için ilginç bir deneyim oldu.

Diğer Avrupa ülkelerine nazaran daha uygun fiyatlı ve kaliteli restoran seçenekleri epeyce fazla.

Ayrıca Budapeşte’de ördek eti, sıklıkla ve şükür ki başarıyla kullanılıyor.

Budapeşte’de ulaşım

Havalimanından şehre giderken taksi ya da uber kullanılabiliyor. Fiyatlar korkutucu değil. Uber taksiye göre daha da uygun.

Eğer toplu taşıma kullanmak isterseniz alandaki büfeden 2 adet bilet almanız gerekiyor. Bunlardan biri otobüs bir diğeri de sonrasında bineceğiniz metro için. Bu biletler bizim eski IETT biletlerine benziyor. Kağıt biletleri otobüse ve metroya bindiğinizde işletmeniz gerekiyor. 200E no’lu otobüse binerek Kobanya Kispet durağına ulaşıyorsunuz. Buradan ise metroya biniyorsunuz.

Metro…

Şehirde 5 ana metro hattı var. Limandan gelirken ineceğiniz durak 3 no’lu metronun son durağı. Deak Ferenc ter durağı şehrin Taksim Meydanı olarak adlandırdığımız Vörösmarty Meydanı’nın çok yakınına çıkıyor. Bu meydandan başlayan hat, bizim İstiklal Caddesi’ne benzettiğimiz Vaci Utca’da son buluyor. Central Market Hall tabir edilen pazar yerine kadar uzanıyor.

Metrodaki güvenlik görevlileri de bilet satıyor ve fiyat 350 HUF. Aldığınız biletleri işletmeyi unutmayın.

Tramvay tıngır mıngır …

Zaman sıkıntınız yoksa, tarihi binaları rahat rahat görerek zevk alacağınız bir yolculuk için tramvaya binebilirsiniz. 2, 4, 6, 19 ve 41 numaralı güzergâhlar var. Tramvay yolculuğu sırasında dikkat etmeniz gereken tek şey gideceğiniz durakların konumu. Çünkü kimisi aracın sağında kimisi de solunda olduğu için hazırlıksız yakalanıp ineceğiniz durağı kaçırabiliyorsunuz. Ben, aslında kararsızmışım da bir sonraki durakta da insem olurmuş taklidi yaptım. Bilmiyorum yediler mi?

 Vörösmarty Meydanı

Şehri tanımaya başlamak için seçilebilecek ilk nokta olabilir. Adı bir şairinden geliyor. Meydandaki  Gerbeaud kafede meydana bakarak bir kahve içilir. Ayrıca Aslanlı Çeşme ve 100 yıllık konser salonu Vigado da görülmeye değer.

St. Stephen Bazilikası

Adını Macar kralından alan Budapeşte’nin en büyük kilisesi. Yapımı 50 yıldan fazla sürmüş. Bazilikanın 364 basamakla çıkılan manzara terası var. Budapeşte’nin en güzel manzaralarından biri, buradan görüneni.

96 metre yüksekliğindeki yapı Parlemento binası ile aynı yükseklikte. Bu aynı boydalığın, aslında Macaristan’daki din ve devlet işlerinin arasındaki ilişkiyi de inceden(!) sembolize ettiği söyleniyor.

Her pazartesi saat 17.00’de bazilikanın içinde org konseri var.

Ayrıca en güzel kafe ve restoran seçenekleri de Bazilika’nın çevresinde.

Parlamento Binası

Parlamento binası uzaktan adeta işlenmiş bir nakış gibi görünüyordu. Bir devlet binası için oldukça etkileyici.

Bina için bir yarışma düzenlenmiş ve yarışmayı kazanan Imre Steindl tasarımının yapımına 1885’te  başlanmış. Macaristan’ın 1000. Yılı olan 1896’da biteceği düşünülen binayı ancak 1902’de tamamlayabilmişler ve böylece dünyamız üçüncü büyük Parlamento binasına kavuşmuş. Macar Kraliyet mücevherleri ve Macar kültürüne ait görülmeye değer pek çok parça bu binada muhafaza ediliyor.

Szechengi Köprüsü

Budapeşte’nin en meşhur yapısı; Zincirli Köprü. 19. yüzyılda Tuna nehri üzerinde Buda ve Peşte’yi birleştirmek için yapılmış Avrupa’nın en uzun asma köprüsü.

Heykeltraş Janos Marshalko’nun görkemli eseri aslanlar zincirli köprüyü koruyor adeta.

Szechengi köprüsü üzerinde fotoğraf çektirmeden dönen olacağını sanmıyorum. Ben de çektirdim, kendimi aslanların önüne atarak…

Andrassy Ut Caddesi

Sahip olduğu tarihi özellikleri, mimarisi ve uzunluğuyla bu görkemli cadde UNESCO Dünya Mirası listesinde.

Opera Binası, Franz Liszt Meydanı, Müzik Akademisi, Pest Broadway, Terör Müzesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Zoltön Kodöly Memorial Museum, Ferenc Hopp Museum, Asian Art Museum gibi görülecek birçok yer bu cadde üzerinde yer alıyor.

Ünlü markalara da Andrassy Ut üzerinde rastlayabilirsiniz. 2.4 km uzunluğundaki bu cadde, Erzsebet Meydanı’ndan Milenyum Anıtı’na kadar uzanıyor.

Kahramanlar Meydanı (Hösok Tere)

Andrassy bulvarının sonunda Güzel Sanatlar Müzesi ve Sanat Sarayına ev sahipliği yapıyor. Meydanın en meşhur bölümü ise 1900’da yapılan ve Macaristan’ın 1000. Yılını temsil eden Milenyum Anıtı, Macar Prens Arpad ve onun 6 savaşçısını simgeleyen bronz atlı heykeller meydanın ihtişamını arttırıyor.

Szechengi Kaplıcaları

Budapeşte’nin kaplıcaları tüm dünya tarafından rağbet görüyor. Şifalı suları ve hamamlarıyla Szechengi kaplıcaları, Avrupa’nın en büyüklerinden. Kış mevsiminde gitmek çok daha eğlenceli olabilir.

Vaci Utca

Şehrin en meşhur alışveriş sokağı.  Vörosmerty meydanından başlayıp büyük markete kadar uzanıyor. Arabaların giremediği bu sokakta birçok restoran, kafe ve oteller var.

Büyük Market

Budapeşte’nin en büyük kapalı pazarı. İçerisinde meyve sebze, giyim, hediyelik eşya ve ‘daha birçok neler’ satılıyor. Macar kültürünü tanımak için pazar yerini gezmek doğru görünen bir yaklaşım modeli. Bence de. Hatta her yer için geçerli. Kendi müdavimi olduğunuz pazarı düşünün mesela. Buradaki biraz ‘çığırtısız’ gelecektir gerçi size.

Balıkçı Tabyası

Balıkçı Tabyası, ülkeyi kuran yedi kavmi temsil eden, yedi kuleye sahip. Kalenin tepesinden şehir, bıkıp usanmadan seyredilebilirmiş gibi geliyor insana, manzaraysa manzara. Savaşta, o bölgede balıkçılar savaşmış ve şehri korumuşlar, adı o yüzden.

Matthias Kilisesi

Franz Joseph ile eşi Elizabeth’in taç giyme törenlerinin yapıldığı yer olmasıyla ünlü Kilise. Neredeyse 700 yaşında. Tarihse tarih.

Trinity Meydanı ve Veba Sütunu

Buda’nın tam göbeğinde bulunan görülmeye değer sütun. 1700’lerde yaşanan veba salgınının sona ermesiyle ve bir sonraki salgından koruması niyetiyle yapılmış bir Barok tarzı sütun. Tepesindeki heykel ‘baba, oğul ve kutsal ruh’u temsil ediyor.

Budin Kalesi

Budapeşte’nin güzelliğine bir de buradan bakın. Kimilerine göre (bunlara ben de dahilim) en iyi seyir hazzı veren yer kesinlikle “Budin Kalesi”

Ortaçağ’dan kalma saray ve kale Osmanlı döneminde, İkinci Dünya Savaşı sırasında tekrar tekrar zarar görse de 18. yüzyıl Barok evleri ve Arnavut kaldırımları ile 1987’den beri UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde.

Gellert Tepesi

Adını Piskopos Gellert Sagredo’dan almış olan tepe de bir başka seyir noktası. Gellert, Macaristan’da Hristiyanlığı yayan kişi olarak biliniyor. Tepede iki dev anıt ve bir mağara kilise var.

 Tuna Ayakkabıları

1944 yılında Hitler’i destekleyen Szalasi, Yahudileri öldürmeye başladı. Macaristan’dan Avusturya sınırına sürülen birçok yahudinin yanısıra Tuna Nehri boyunca katledilenler de oldu. Kurbanlardan ayakkabılarını çıkarmaları istendi ve cesetleri infazdan sonra Tuna Nehri’ne atıldı. Bu katliam Macaristan’da yaşayan ünlü yönetmen Can Togay ve heykeltıraş Gyula Pauer tarafından ölümsüzleştirildi. Parlamento binasına yakın Tuna Nehri kıyısındaki bu açık müzede, 1940’lı yılların ayakkabı modellerine ait 60 çift demir ayakkabı bulunuyor.

Terör Evi/Müzesi

Alman işgali sırasında nazilerin, komünist dönemde de devletin kullandığı bina, Andrassy bulvarının 60. numarasındaki karakol binası. Etkileyici bir şekilde düzenlenmiş binanın özellikle bodrum katındaki hücre ve işkence odaları insanın tüm ezberlerini unutmasına neden oluyor. Sergilenen nesneler, videolar, ses efektleri ve ışık da dahil her şey çok vurucu.

Irkçılık ve komünizmden geriye (ileriye) ne kaldı?

Nazi zulmünden kurtulan Macar halkı, sonrasında komünist rejim baskısıyla karşı karşıya kalmış.

Aynı tarih yolculuğundan geçmiş, benzer bir kaderi paylaşmış Çekya’da da gördüğüm (ve başka pek çok yer için duyduğum)  insanlar/insan hikayeleri  birbirine çok benziyor. Bunu, burada idrak ediyorum. Ancak büyük kalemlerin yazabileceği, benimse acı/ hüzün ya da adını tam koyamadığım, keder veren, belki bir benzetmeyle söylemeye çalışırsam, ‘kaçınılmaz ve paslı akupunktur iğnelerinin beynime zorla saplanması’ gibi birşeyler hissettiğimi  söyleyip geçebileceğim insanlık halleri.

Savaşlar bitmiş, yönetimler değişmiş, üzerinden bir hayli zaman geçmiş ama tabiri caizse insanların yorgunluğu yüzlerinde asılı kalmış. Havanın soğukluğu, insanların ruhlarına sinmiş bu ‘ısısızlığın’  yanında hiçbir şey değil diyebilirim.

Ama gitmek, ama görmek, ama anlatmak gerek.

Selam olsun, ‘zaman’ deyince ‘gezmek’ anlayanlara…..

 

 

 

 

 

İlgili Yazılar

İLETİŞİM

Yeniliklerinizi duyurmak ve seyahat tecrübelerinizi paylaşmak için aşağıdaki adres ve telefonlardan bize ulaşabilirsiniz.

E: info@yoldasin.com
E: reklam@yoldasin.com
T: (+90 212) 373 92 56
F: (+90 212) 291 55 51
A: Büyükdere Caddesi 16 34360 Şişli / İSTANBUL

Gönderiliyor

©2018 yoldasin.com Her Hakkı Saklıdır

veya

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

veya

Create Account