Bir bakmışsın Tunus’tasın – I

Bir bakmışsın Tunus’tasın – I

Yaklaşık 3 saat süren bir uçak yolcuğu ardından bir bakmışım Tunus’tayım. Antalya desem değil, Paris desem değil. Ufak mı ufak ve ilk kez Tunus’un o sıcak insanın içini ısıtan havasını soludum. Bana ilk bakışta başkent Tunis şehri havalimanı Antalya Havalimanı’nın küçük halini hissettirdi. Palmiye ağaçları, parıl parıl bir güneş.

Çok uzun zamandır merak ettiğim Prenses Dido (Elisa), Hamilcar Barca’nın ve oğlu Hannibal Barca’nın krallığını’nın kenti Kartaca antik kentini görmek üzere taksicilerle uzun bir pazarlıktan sonra yola çıktım. Türk olduğumu söylediğimde taksicinin bana Muhteşem Süleyman ve Kiralık Aşk demesi beni biraz şaşırtsa da bunun sebebini otelime vardığıma öğrenecektim.

İlk başta tek başına kadın bir gezgin olarak çekindiğim için uzun kollu ince kıyafetlerle gitmiştim ancak etrafıma bakınca kısa kollularla, şortla gezmenin sakınca olmayacağını fark ettim ve hemen kısa kollulara döndüm.

Kısa bir yolcuğun ardından tarihi M.Ö 814 yılına dayanan topraklara Fenikelilere sonrasında Roma İmparatorluğu’na kafa tutan Kartaca krallığının topraklarındaydım. Tabii kısa bir zamanım olduğu için her yeri gezmem pek mümkün değildi; o yüzden eserlerden en görkemli en iyi korunmuş olanlarından birisini gezmeye karar verdim. Denize sıfır antik hamam (St.Antonious Hamamları), zamanında insanların nasıl bir sefa sürdüğünü net olarak bana gösteren tamamen simetrik bir yapıdan oluşmuş devasa hamamın kalıntıları gördüm.

Buraya kadar gelmişken zamanında Osmanlı Beyliği sarayı olan ve günümüzde dünyanın en büyük Roma mozaikleri eserlerini bulunduran Bardo Müzesi’ni gezmeden olmazdı. Müzeye girişte Neptun (Poseidon)’un devasa mozaiği bana hoş geldin dedikten sonra, tarihi mozaiklerin üzerinde yerlere baka baka yürürken kendimi Homeros‘un meşhur destanındaki Odysseus’un ülkesine dönerken deniz kızlarına karşı koyduğu o meşhur hikayenin mozaik resminin karşısında buldum. Yüzyıllar öncesinde küçücük puzzle gibi parçaları nasıl işlediklerinin hayretiyle gezime devam ederken tarihi vaftiz taşlarını, Osmanlı Beyliğinin haremini, paşaların odalarını, balo salonunu, seramik üzerine seneler önce çizilmiş olan Sultan Ahmet Camii resmini ve muhteşem bir sürü mozaik eser görme fırsatını elde ettim.

Bir şeyler atıştırmak için Tunus’un Santorini’yi andıran kasabası Sidi Bou Said‘e doğru trenle yola çıktım. Vardığımda daracık kapalı çarşıyı andıran birkaç minik sokaktan geçtikten sonra yokuş yukarı Arnavut kaldırım yoldan çıkmaya başladım. Sağımda ve solumda hediyelik eşya dükkanlarındaki zeytinden yapılmış yemek kaşığı, satranç, yasemin esansları, şallar, kuş kafesleri ve meşhur Tunus kapısı hediyeliklerini incelikten sonra tepenin yukarısına çıktığımda muhteşem bir manzarayla karşılaştım ve yerel nane çayını deneyimledim. (Tunus’ta içtiğiniz her şey çok şekerli olacak). Dönüşte yerel yemekleri etli kuskus yedikten sonra tatlı niyetine bombuloni yedim ve başkent Tunis’e 1 saat mesafedeki tatil beldesi olan Hammamet’deki otelime varmak üzere otobüsle yola çıktım.

Otelleri Türkiye’dekilere göre biraz daha eski ancak misafirperverlikleri o kadar tatlı ki kendimi evimde gibi hissettim. Yemekten sonra odama vardığımda ilk günümün sonuna gelirken televizyonu açtım ekranda gördüğüm Muhteşem Yüzyıl dizisiyle gülümseyerek, uyuyakaldım. 2. günümde görüşmek üzere.

İlgili Yazılar

İLETİŞİM

Yeniliklerinizi duyurmak ve seyahat tecrübelerinizi paylaşmak için aşağıdaki adres ve telefonlardan bize ulaşabilirsiniz.

E: info@yoldasin.com
E: reklam@yoldasin.com
T: (+90 212) 373 92 56
F: (+90 212) 291 55 51
A: Büyükdere Caddesi 16 34360 Şişli / İSTANBUL

Gönderiliyor

©2020 yoldasin.com Her Hakkı Saklıdır

veya

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

veya

Create Account