Bahar günlerinde Antakya gezisi…

Bahar günlerinde Antakya gezisi…

Dünyanın bambaşka bir coğrafyasında ya da yanı başımızdaki bir şehirde; seyahatler her zaman yeni bir görme heyecanı yaşatıyor.

Bahar havasında kısa bir gezi planı düşünürken yolum, son günlerde adı savaşla anılır olan Hatay’a yöneldi. Afrin harekatının giriş yeriydi, savaştı, özel güvenlik bölgesi ile çevrilmiş alandı, ‘vazgeç, dikkat et’ uyarıları arasında içimi bir tedirginlik ama daha çok da merak sardı.

Dünya medeniyetlerinin buluşma noktası Antakya’ya uzanan yollar tüm yorgunluklarıma şifa gibi geldi. Gün aydınlanırken kapısını henüz açan bir pastanede çayımı içerek yüzümde büyük bir gülümsemeyle gezi planımı yapmaya başladım…

Kültür ve mezhep çeşitliliği ile dünyaya namını duyuran Antakya; Makedonya Kralı İskender döneminde kurulmuş, 1937-39 arası bağımsız devletken TC’ye katılan son il olmuş. Ortasından geçen Asi nehri sayesinde döneminde Mısır’dan ticaret yapılıyormuş ve bunun sayesinde oldukça güçlenmiş. Antakya’da yaşayan üç semavi din İslamiyet, Hıristiyanlık ve Museviliğe mensup kişilerden oluşan Antakya Medeniyetler Korusu da dünyaya örnek bir oluşum.

Yolda olmak inandığın bir dinin ibadeti gibi, adım adım her yere ulaşma, yorularak hırpalanarak görme isteği veriyor insana. Tüm gezilerimde ki gibi, şehri anlayabilmek için başlıyorum adımlamaya.

Tarihi kültürel noktalar

Antakya Arkeoloji Müzesi

Köprü Başına (merkez) 3 kilometre uzaklıktaki Arkeoloji Müzesi’ne doğru yol alıyorum; pazarın, sanayinin, terk edilmiş evlerin arasından, tenha yollardan geçerek… Dünyanın en büyük mozaik müzesi olarak kabul edilen Arkeoloji Müzesi bu şehre gelmek için en büyük sebep. Başta Harbiye ve Samandağ olmak üzere çevre kazılarda ortaya çıkan mozaikler ve eserler ile, Antakya tarihi tüm detaylarıyla sergileniyor. Müzeye en az iki saat ayırmak gerekiyor.

Müze ile aynı yol üzerindeki St. Pierre Kilisesi ikinci durak. Dünyanın ilk kiliselerinden biri olan ve Hristiyanlık dinine adı verilen yer olduğuna inanılan bu kilise Katolikler için Hac yeri. 13 metre derinliğinde mağaraya sahip kilisenin yanından uzanan yolu takip edince Meryem Ana silueti olduğuna inanılan insan portresine varılıyor. Bir söylentiye göre portre, veba salgınında insan ölümlerini engellemek için bir kahinin tavsiyesi üzerine yapılmış, üzerine ölümü önleyecek sözler yazılmış. Burası şehre tamamen hakim olan bir manzaraya sahip.

110 yıllık kahve

Affan Kahvesi

Antakya Affan Kahvesi

Geziye bir mola ile devam etmek isterken 110 yıldır kahve kültürünü yaşatan Affan Kahvesi çıkıyor karşıma. Bu gezimin en güzel keşiflerinden biri… Muhallebi ve dondurma ile yapılan Lübnan tatlısı Haytalı ve çay bardağında servis ettikleri Türk kahvesinden başka bir şey satmayan bu kafe, yüzyıllardır devam eden kültürünü yaşatıyor ve bu yönüyle de özgünlüğünü koruyor. Girişi kıraathane olan mekanın bahçesinde uzunca oturup garsonların sıcak sohbetleri ile dinleniyorum.

Eski Antakya ile yeni Antakya’yı Asi nehri ayırıyor; müze, uzun çarşı, tarihi Antakya evleri her şey bir tarafta toplanmış durumda.

Kilise, havra, camilerin bir arada olduğu eski Antakya sokaklarına dalıyorum. Barlar, kafeler, restoranlar, künefeciler ve ibadet yerleri burada. Sokaklarda bilinçsizce gezinirken Humusçu Nedim Usta’nın yerini keşfediyorum ve hayatımın en lezzetli humus, bakla, zahter salatasını deneme şansı buluyorum.

Şehrin yeşil yüzü

Antakya her ne kadar Akdeniz şehri olsa da Atatürk Parkı hariç merkez pek yeşillik değil. Merkeze 8 kilometre uzaklıkta defne ağaçlarıyla dolu Harbiye doğanın en koyu yeri; fakat birkaç küçük şelalenin, bolca işletmenin ve defne sabunları, yağları satan stantların olduğu bu alan fazlaca turistik ve ticari geldi bana.

Tarihi Uzun Çarşı ise her türlü Antakya lezzetini tadabileceğiniz restoranlar, künefeciler, yöreye özgü yiyeceklerin satılığı dükkanlarla dolu; yalnız pazar günleri kapalı. Antakyalıların söyleşine göre, en güzel künefe evde yapılan künefeymiş. Onun haricinde; babagannuş, humus, zahter salatası, oruk, cevizli biber gibi mezeleri ile kağıt ve tepsi kebabı zaten dillere destan. Köprü Başında Petek Pastanesi’nin hurmalı kurabiyesi ise damak çatlatan bir lezzet.

Bu gezi ani bir yola çıkış olduğu için konaklama planını son anda planlayabilmiştim ve varlığına şaşırarak bir hostele rezervasyon yaptım. Antakya’da Fi Hostel’i seçmem bir tesadüf değilmiş. Hayatı yollarda geçen Serkoç, 150 yılık bir Antakya evini hostel yapmış ve şehre bambaşka bir kültürü dahil etmiş. Evin tarihi dokusu, hostel fikrine yakışır detayları ve sıcak kanlı, güzel çalışanları insanın seyahatte olma mutluluğunu güçlendiriyor… Serkoç ve arkadaşlarının güzel müzikleri, Arapça şarkıları, boğma rakı ikramları ve sohbetleri enfes bir Antakya gecesi yaşattı.

Ülke gündemi Hatay’dan giriş yapılan Afrin’e kitlenmiş, çevre köylerden top sesleri geliyor olsa da dünyanın her yerinde olduğu gibi yaşam burada da her haliyle akıp gidiyor…

İlgili Yazılar

İLETİŞİM

Yeniliklerinizi duyurmak ve seyahat tecrübelerinizi paylaşmak için aşağıdaki adres ve telefonlardan bize ulaşabilirsiniz.

E: info@yoldasin.com
E: reklam@yoldasin.com
T: (+90 212) 373 92 56
F: (+90 212) 291 55 51
A: Büyükdere Caddesi 16 34360 Şişli / İSTANBUL

Gönderiliyor

©2018 yoldasin.com Her Hakkı Saklıdır

veya

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

veya

Create Account